Bizi Facebook'ta Beğenir misiniz? :)
Anasayfa > Ünlü Sözleri > Alfred Adler Sözleri

Alfred Adler Sözleri


--------Sponsor Bağlantılar--------



Alfred-Adler

ALFRED ADLER SÖZLERİ

Alfred Adler  7 Şubat 1870 yılında Viyana’nın Rudolfsheim köyünde doğmuştur.Adler’in babası Macaristandan göç etmiş bir tüccar , annesi ise ev hanımıydı.Adler ailenin ikinci çocuğudur ve ağabeyi Sigmund’a göre zayıf ve çelimsizdir.Ayrıca Adler 4-5 yaşlarındayken kendisinden küçük bir kardeşi zatürreden ölmüştür .İşte Adler bu yüzden doktor olmaya karar vermiştir. Adler ilkokul yıllarında oldukça başarısız bir öğrenci olmuştur.Hatta öğretmeninin Adler’i okuldan alması konusunda babasıyla görüştüğü bilinmektedir.Babasının arkasında durması ve Adler’i teşvik etmesi sayesindeAdler’in okul başarısı yükselmiştir.Lise yıllarında oldukça başarılı olan Adler siyaset ekonomi ve sosyoloji ile ilgilenmiştir.Daha sonra Viyana Üniversitesine girmiş ve burada tıp eğitimi almıştır.İlk başlarda göz hastalıkları ve iç hastalıkları konusunda çalışmıştır.Bu alanda uzmanlaştıktan sonra Psikiyatri alanıyla ilgilenmiştir.Adler Freudcu Psikanalizle olan tüm bağlarını kopartarak kendi kuramı olan ”Bireysel Psikoloji” yi geliştirmiştir.Adler’in bakış açısı aile odaklıdır. Adler 1897 yılında bir Rus vatandaşı olan Raissa Epstein ile evlenmiştir.Bu evlilikten 4 çocuğu olmuştur ve bu çocuklardan bir tanesi Moskova’da kaybolmuştur.Bu olay Adler’de büyük yıkıma neden olmuştur.Columbia Üniversitesi’nde Bireysel Psikoloji dersleri vermiştir  1926 yılında Amerika’ya yerleşmiştir.1935 yılında  Long Island Tıp Kolejinde medikal psikoloji alanında çalışmalarını sürdürmüştür.Adler yaşamının son yıllarında Avrupa’da konferanslar vermiştir.Hasta olmasına rağmen yine konferans vermek için gittiği İskoçya’nın Aberdeen kentinde 28 Mayıs 1937 tarihinde vefat etmiştir.Yaşamı boyunca yüzden fazla kitap ve makale yazmıştır.Adler ;doğum sırası ,sosyal ilgi ,kardeşler arasındaki yaş farkı vb konularda çalışmalar yapmıştır.Burada bu önemli bilim adamının sözlerini derlemiş bulunmaktayım.Umarım işinize yarar.

İnsan iradesi özgür değildir. İşin doğrusu, bir amaca bağlanır bağlanmaz insan iradesi özgürlüğünü yitirecektir.

Bir insanın değeri, toplumsal işbölümünde üzerine düşen yeri ne ölçüde doldurduğuna bakılarak belirlenir.

Tüm yaşamımız, insanların birbirini karşılıklı etkileyebileceği varsayımına bağlı olarak akıp gitmektedir.

Tırnak kemirme ve burun karıştırma gibi dikkat çeken kötü alışkanlıklara sahip insanlar, ilgili davranışlarıyla inatçı kimseler olduklarını ele verdiklerini bilmezler.

Unutkan insanlar öyle kişilerdir ki, açıkça başkaldırmaya pek yanaşmaz, ama unutkan davranışlarıyla ödevlerine karşı yeteri kadar ilgi duymadıklarını ele verirler.

Yıkayıp temizleme hastalığı’na kadınlarda alabildiğine sık rastlanır. Böyle davrananların tümü de kadınlık rolünü üstlenmeye karşı koyanlardır; ilgili davranışlarıyla kendilerini bir tür mükemmelliğe kavuşmuş görür, her gün kendileri gibi sık sık temizliğe başvurmayan kadınlara tepeden bakarlar.

--------Sponsor Bağlantılar--------

Uygarlığımızda bir kızın özgüvenini ve cesaretini yitirmemesi kolay değildir.

Toplumdan uzak kalmak isteyen biri için, örneğin hep kirli bir yaka ya da pejmurde bir ceketle toplum içinde görünmekten daha uygun ve daha etkili bir çare yoktur. Kendisini başkalarının dikkati, eleştirisi ve rekabetiyle yüzyüze getirecek bir işin başına geçmekten yakayı sıyırmada ya da sevgi ve evlilikten kaçma işinde, başkalarının karşısına bu şekilde çıkmaktan daha iyi ve mükemmel ne yardım edebilir kendisine?

Bazen insanlar, kendini beğenmişlik ya da kibir sözcüğü yerine kulağa daha hoş gelen hırs sözcüğünü kullanarak kendilerini biraz temize çıkarmaya çalışırlar.

Hayatta kadınların nasıl ikinci derecede rol oynamakla yükümlü kılındığını gören bir kızın cesaretini yitirip, kendisini bekleyen işlere pek istenildiği gibi el atamayacağı, yaşamın karşısına çıkaracağı ödevlerden korkup soluğu kaçmakta alacağı doğal, bunun da kendisini işe yaramaz bir duruma sokacağı kuşkusuzdur.

Oyun oynamaktan kaçan çocukların ruhsal gelişimlerinde her zaman bir aksaklık sözkonusudur.

Kadınla erkek arasındaki uzlaşma ve dengenin karakteristik özelliği arkadaşlıktır. Kadın ve erkek arasındaki ilişkide karşı tarafı boyunduruk altına almak, tıpkı ulusların yaşamındaki gibi katlanılmaz nitelik taşır.

Kadınların erkeklerden daha az yetenekli olduğu savı bir masaldan, gerçekmiş izlenimi veren bir uydurmacadan başka nitelik taşımaz.

Bazı çocuklar aşırı derecede huysuzluğu kaçarak dikkati üzerlerine çekmek isterken, daha çok yada daha az kurnaz kimileri aşırı derecede uslu davranarak aynı amaca varmaya çalışırlar.

Bütün oyunlarda gelecek için hazırlık özelliği açığa vurur kendini. Örneğin çocuğun oyun karşısındaki tutumunda, oynayacağı oyunun seçiminde ve ona verdiği önemde bu durumu gözlemleyebiliriz.

Bir insanın devinimlerinin yöneldiği amaç, o insanın çocukken dış dünyadan aldığı izlenimlerin etkisi altında gelişip ortaya çıkar.

Her isteyiş, bir yetersizlik duygusuyla ilgilidir, insanda bir doyum, bir hoşnutluk, bir yeterlilik sağlama eğilim ve dürtüsünün doğmasına yol açar.

Örneğin moral gücünü yitirmiş pısırık bir ortamda büyüyen çocuklarda böyle bir durumla karşılaşırız; çevrenin aşırı kötümserliği kolaylıkla çevreden çocuğa geçer.

Çocuğun aile çevresindeki bir kişiye göstereceği aşırı sevginin hiçbir zaman gözden kaçırılmaması gerekir.

Hayatta birçok kötü olayla karşılaşmış güçsüz çocukların hayal gücü üstün düzeydedir; böylesi çocuklar, düş kurup dururlar hep.

Dikkat, ilgi duyulan bir nesnenin belirli bir amaçla ele geçirilmesini sağlayan bir araçtır.

Kadınla erkek arasındaki uzlaşma ve dengenin karakteristik özelliği arkadaşlıktır.

Her ruhsal yaşamın başında az çok bir aşağılık duygusunun yer aldığını kabul etmek gerekecektir.

Kendilerini ezik durumda hissedenlerin yaşamın küçük bir kesitinden dışarı çıkamayanlar arasında yer alacağını, hayattan birazyüz çevirmiş kişilerin yaşamın sorunlarını, yaşama gereği gibi ayak uyduranlar kadar açık seçik göremeyeceğini söyleyebiliriz.

Henüz anlaşılmamış biçimde de olsa din’in de toplu yaşama zorunluğundan doğduğu görülür; dinde kutsanmış toplu yaşam biçimleri, anlayıcı ve kavrayıcı düşüncenin yerine geçerek bireyler arasında bağlayıcı öge rolünü oynar.

Bir başkasını etkilemenin en iyi yolu, o kişiyi hak ve çıkarlarını garanti altına alınmış hissedeceği bir ruh durumuna sokmaktır.
İhmâl, toplumsallık duygusunun bir eksiğidir.

Ruhsal ilişkiler örgüsünden koparılıp alınmış bir tek ruhsal olaya dayanılarak insanı tanımak gibi bir işe kalkışılamaz.

Hayatın tek tek olayları bakımından sıklıkla gözlemlediğimiz bir şey var ki, o da bazı kimselerin yaşam konusunda kendilerinde varolan yeteneklerden haberlerinin bulunmayışı ve ilgili yetenekleri küçümsemeleridir.

İki kişinin aynı şeyi yapması, aynı şey değildir; ama aynı şeyi yapmasalar da, yaptıkları aynı şey olabilir.

Sanrı, ruhsal berilimin alabildiğine büyük boyutlara ulaştığı, insanın amacından itilip uzaklaştırılacağı korkusuna kapıldığı durumlarda ortaya çıkmaktadır.

Özetlersek diyebiliriz ki, düş, düşü görenin kafasının bir sorunla meşgul olduğunu, ayrıca bu sorun karşısında ne gibi bir tutum takındığını ortaya koyar. Düşte düşü görenin çevresine karşı tutumunu etkileyen toplumsallık duygusu ve güçlülük eğilimi gibi ikietken özellikle rol oynar, en azından bunların düşte hafiften izlerini ele geçirmek mümkündür.

Kadının yetersizliğine ilişkin önyargı ve buna bağlı olarak erkeğin kendini beğenmişliği, her iki cinsiyet arasındaki uyumu sürekli bozarak inanılmayacak bir gerilimin doğmasına yol açar; ilgili gerilim, özellikle sevgi ilişkilerine de nüfuz ederek tüm mutluluk olanaklarını aralıksız tehdit altında tutar, hatta çok kez yok eder. Tüm aşk yaşamımızı zehirleyerek kurutup bir yangın yerine çevirir.


--------Sponsor Bağlantılar--------



Sizde Güzel Söz Eklemek İster misiniz?

Sponsorlu Bağlantılar